Neden bu Kamp?
Bir yanımız dişil enerji, bir yanımız eril enerji ile karşılar dünyayı. Cinsiyetiniz ne olursa olsun bazen dişilimiz daha fazladır, bazen erilimiz. Dişil kadın demek değildir. Eril erkek demek değildir. Dişil ve Eril enerjidir, bir takım özelliklerimizi anlatır. Sağlam bir eril ve dişil birbirini dengeler, ne biri, ne diğeri baskı kurar. Bazen azalır bazen çoğalırlar. Akış içindedirler. Birbirlerini tanır, birbirlerine güç verirler.
Jung terapisti Marion Woodman, dişili ve erili şöyle tanımlar:
Dişil karşılar, sezgilerine güvenir, merhametlidir, esnektir ve besleyicidir.
Eril mantıktır, isteyendir, disiplinlidir, kontroldür ve yapılanmadır.
Buradaki tanım erkekle kadını değil, enerji ve davranış olarak insanları tanımlar. Bugün dişil de eril de bozulmuştur. Hem dişilin hem de erilin bu özelliklerinde ışık ve gölge yanları vardır. Bugün bunlara baktığımızda:
Dişil enerji karşılıyordur hala ama artık sakinlikle ve huzurla değil, kaygıyla, panikle, öfkeyle karşılar ya da karşılamaktan tamamen vazgeçmiştir.
Sezgilerini belki hiç duymuyordur, duysa da onlara güvenmemeyi seçmiştir. Sezgi değersizdir bilginin yanında.
Merhamet duygusu bugün insanı saf veya aptal yapan bir özellik olmuştur. Enayiler merhamet duyar. Merhametin yerini acıma duygusu almıştır. Acımak kendini üstün görmek, kendi kusurlarına değil başkalarının kusurlarında yaşamaktır.
Esneklik dişilde ya kendi sınırlarını tamamen kaldırmaya ya da sert duvarlar örmeye dönüşmüştür.
Dişil hala besleme özelliğine sahiptir ancak ya aşırı ya da az besleniyor ve besliyordur. Zaman zaman da kendi çıkarları için besliyordur. Bunu Hansel ve Gretel hikayesindeki cadının çocukları daha sonra yiyebilmek için beslemesinde görebiliriz.
Eril enerji mantığı uç noktaya taşımış ve dişilin sezgisel yanına alan bırakmamıştır. Sezgi aptallık, bilgisizlik, cehalet olarak görülmeye başlamıştır.
İstemenin ötesine geçmiştir ve talepkardır. Hak ettiğini düşünür. İstemez alır. İstemek çocuklaşmış, bencilliğe dönüşmüştür.
Disiplin düzeni korumak için değil kontrol için kullanılıyordur. Düzen kurmak ve huzur getirmek için değil, baskı kurmak için kullanılıyordur. Disiplinin yerini şuursuz, bencil ve başkalarına zarar veren bir özgürlük anlayışı gelmiştir.
Kontrol enerjisi bir güç olmaya başlamıştır. Başkalarını kontrol edebilmek, onları ezebilmek, olayları akışına bırakmak yerine onları zorla kendi isteğimize göre değiştirmek zorbalık yaratmıştır. Kontrol güven değil kaygı yaratmıştır.
Yapılanma almış başını gidiyordur. Doğal olanı yıkmak, yüksek binalar inşaa etmek, şehirleri toplumları yok edip kendi arzusunda bir yapı oluşturmak erilin gücü olmuştur.
Marion Woodman der ki herkes kendi içindeki dişil enerjiyle eril enerjiyi dengeye getirmeli, birbirlerini yıkan değil, besleyen ve büyüten, destekleyen güçlere dönüştürmelidir.
Çok uzun yıllar bana içimdeki dişiyi çıkartmam söylendi. Fazla erkek gibi olduğum söylendi. Saçlarımı uzatmamın beni dişi yapacağı, makyaj yapmamın, tırnaklarımı uzatıp boyatmamın, topuklu ayakkabılar giymemin, daha kadınsı tavırlar sergilememin beni bu dişiyi çıkartmama yarayacağı anlatıldı. Denedim. Olmadı. Ben bir türlü bu enerjiyi anlayamadım. Bir şeylerin de tam oturmadığının da farkındaydım ama bu yüzeysel değişimlerin çare olmayacağını gördüm.
Dişil değil dişi enerjimi yükseltmeyi, beni onunla tanıştırmayı hedefleyen bir çok çalışmaya katıldım. Hiç biri içimde doldurmaya çalıştığım boşluğu doldurmadı, duyduğum karmaşaya cevap olamadı. Ne eril ne dişil oldum. Nötr bir yerde kaldım. Kafam karıştı. Bir gün bir yerde bir şeyler çatladı. Çatlayan yerden dağıldım. Parçalarım her yere savruldu. Bilge bir şahitin eşliğinde dağılan tüm parçalarımı acelesiz izlemeyi öğrendim. Çok derinlere gizlediğim parçalarımı da yavaş yavaş, güvenim arttıkça ortaya çıkartmayı öğrendim. Bu süreçte dişilin ve erilin bana nasıl hizmet ettiğini, nasıl dengede olabileceklerini öğrendim, öğreniyorum.

Kendi kendime savrulduğum zamanlarda Joseph Campbell'in Kahraman'ın Yolculuğu döngüsüne sarıldım. Orada parçalanmak, ölmek ve yeniden doğmak vardır. Beni anlatır umuduyla daldım sürecin içine. Bir çok taş yerine otursa da bir şeyler hep eksik kalmış duygusu veriyordu, ta ki Maureen Murdock ve Dişi Kahraman'ın Yolculuğu ile buluşup boşta kalanları da keşfedene kadar.
Maureen Murdock Dişi Kahraman'ın Yolculuğunun bir Kahraman'ın yolculuğundan farklı olduğunu söyler. Campbell'in Kahramanı erkektir. Onun yolculuğu kadına doğrudur. Kadın pasiftir, kurtarılan, bekleyendir. Kadının kendine ait bir yolculuğu yoktur. Murdock, Campbell'in öğrencisi olduğu yıllarda buna isyan etmiş, ve dişinin de bir yolculuğu olduğunu ortaya koymuştur.
Bu yolculukta dişi eril dünyada dişil enerjisine sırtını dönmüş, erile kabul edilmeye çalışır. Bir gün dağılır, taşar, çatlar... ve o gün belki de doğduğu andan itibaren red ettiği ve dışladığı dişil enerjisiyle buluşmak üzere bir yolculuğa çıkar.
Bu yolculukta sezgilerine güvenmeyi, karşılamayı, tutmayı, bilinmezde durmayı, cesur olmayı, merhametli, cesur ve esnek olmayı yeniden öğrenir. Aynı zamanda erilin dünyasından aldığı özellikleri de doğru yönlendirmeyi de öğrenir. Gerektiğinde disiplin kurmayı, yapılandırmayı dişil enerjiyle birleştirir. Buna Woodman dişil ve erilin evliliği der.
Bu kampta üç gün boyunca dişil enerjimizi gözden geçireceğiz. Bunu yazarak, enerjiyle çalışarak, renklerle, resimlerle çalışarak, dinlenerek, dinleyerek, paylaşarak yapacağız. Bir birimize alan tutacağız. Eril veya dişil, enerjimizi nasıl savurduğumuza, nerelere teslim ettiğimize, nelerden vazgeçtiğimize bakacağız. Neye ihtiyacımız olduğunu hissetmeyi öğreneceğiz. Kendimize yazdığımız hikayelerimizde hangi korku ve kaygıların bizim dengemizi bozduğunu keşfedeceğiz. Yeni bir hikaye yazabilmek için neleri aşmamız, kabul etmemiz, akışa bırakmamız gerektiğine, nelerle savaşmamız gerektiğine bakacağız. Yeni bir yolculuğa çıkmak için kendimizi hazırlayacağız. Kamptan ayrıldığımızda yeni yolculuğumuz başlamış, hikayemizin belki de ilk satırını yeniden yazmış olacağız.
Jung terapisti Marion Woodman, dişili ve erili şöyle tanımlar:
Dişil karşılar, sezgilerine güvenir, merhametlidir, esnektir ve besleyicidir.
Eril mantıktır, isteyendir, disiplinlidir, kontroldür ve yapılanmadır.
Buradaki tanım erkekle kadını değil, enerji ve davranış olarak insanları tanımlar. Bugün dişil de eril de bozulmuştur. Hem dişilin hem de erilin bu özelliklerinde ışık ve gölge yanları vardır. Bugün bunlara baktığımızda:
Dişil enerji karşılıyordur hala ama artık sakinlikle ve huzurla değil, kaygıyla, panikle, öfkeyle karşılar ya da karşılamaktan tamamen vazgeçmiştir.
Sezgilerini belki hiç duymuyordur, duysa da onlara güvenmemeyi seçmiştir. Sezgi değersizdir bilginin yanında.
Merhamet duygusu bugün insanı saf veya aptal yapan bir özellik olmuştur. Enayiler merhamet duyar. Merhametin yerini acıma duygusu almıştır. Acımak kendini üstün görmek, kendi kusurlarına değil başkalarının kusurlarında yaşamaktır.
Esneklik dişilde ya kendi sınırlarını tamamen kaldırmaya ya da sert duvarlar örmeye dönüşmüştür.
Dişil hala besleme özelliğine sahiptir ancak ya aşırı ya da az besleniyor ve besliyordur. Zaman zaman da kendi çıkarları için besliyordur. Bunu Hansel ve Gretel hikayesindeki cadının çocukları daha sonra yiyebilmek için beslemesinde görebiliriz.
Eril enerji mantığı uç noktaya taşımış ve dişilin sezgisel yanına alan bırakmamıştır. Sezgi aptallık, bilgisizlik, cehalet olarak görülmeye başlamıştır.
İstemenin ötesine geçmiştir ve talepkardır. Hak ettiğini düşünür. İstemez alır. İstemek çocuklaşmış, bencilliğe dönüşmüştür.
Disiplin düzeni korumak için değil kontrol için kullanılıyordur. Düzen kurmak ve huzur getirmek için değil, baskı kurmak için kullanılıyordur. Disiplinin yerini şuursuz, bencil ve başkalarına zarar veren bir özgürlük anlayışı gelmiştir.
Kontrol enerjisi bir güç olmaya başlamıştır. Başkalarını kontrol edebilmek, onları ezebilmek, olayları akışına bırakmak yerine onları zorla kendi isteğimize göre değiştirmek zorbalık yaratmıştır. Kontrol güven değil kaygı yaratmıştır.
Yapılanma almış başını gidiyordur. Doğal olanı yıkmak, yüksek binalar inşaa etmek, şehirleri toplumları yok edip kendi arzusunda bir yapı oluşturmak erilin gücü olmuştur.
Marion Woodman der ki herkes kendi içindeki dişil enerjiyle eril enerjiyi dengeye getirmeli, birbirlerini yıkan değil, besleyen ve büyüten, destekleyen güçlere dönüştürmelidir.
Çok uzun yıllar bana içimdeki dişiyi çıkartmam söylendi. Fazla erkek gibi olduğum söylendi. Saçlarımı uzatmamın beni dişi yapacağı, makyaj yapmamın, tırnaklarımı uzatıp boyatmamın, topuklu ayakkabılar giymemin, daha kadınsı tavırlar sergilememin beni bu dişiyi çıkartmama yarayacağı anlatıldı. Denedim. Olmadı. Ben bir türlü bu enerjiyi anlayamadım. Bir şeylerin de tam oturmadığının da farkındaydım ama bu yüzeysel değişimlerin çare olmayacağını gördüm.
Dişil değil dişi enerjimi yükseltmeyi, beni onunla tanıştırmayı hedefleyen bir çok çalışmaya katıldım. Hiç biri içimde doldurmaya çalıştığım boşluğu doldurmadı, duyduğum karmaşaya cevap olamadı. Ne eril ne dişil oldum. Nötr bir yerde kaldım. Kafam karıştı. Bir gün bir yerde bir şeyler çatladı. Çatlayan yerden dağıldım. Parçalarım her yere savruldu. Bilge bir şahitin eşliğinde dağılan tüm parçalarımı acelesiz izlemeyi öğrendim. Çok derinlere gizlediğim parçalarımı da yavaş yavaş, güvenim arttıkça ortaya çıkartmayı öğrendim. Bu süreçte dişilin ve erilin bana nasıl hizmet ettiğini, nasıl dengede olabileceklerini öğrendim, öğreniyorum.

Kendi kendime savrulduğum zamanlarda Joseph Campbell'in Kahraman'ın Yolculuğu döngüsüne sarıldım. Orada parçalanmak, ölmek ve yeniden doğmak vardır. Beni anlatır umuduyla daldım sürecin içine. Bir çok taş yerine otursa da bir şeyler hep eksik kalmış duygusu veriyordu, ta ki Maureen Murdock ve Dişi Kahraman'ın Yolculuğu ile buluşup boşta kalanları da keşfedene kadar.
Maureen Murdock Dişi Kahraman'ın Yolculuğunun bir Kahraman'ın yolculuğundan farklı olduğunu söyler. Campbell'in Kahramanı erkektir. Onun yolculuğu kadına doğrudur. Kadın pasiftir, kurtarılan, bekleyendir. Kadının kendine ait bir yolculuğu yoktur. Murdock, Campbell'in öğrencisi olduğu yıllarda buna isyan etmiş, ve dişinin de bir yolculuğu olduğunu ortaya koymuştur.
Bu yolculukta dişi eril dünyada dişil enerjisine sırtını dönmüş, erile kabul edilmeye çalışır. Bir gün dağılır, taşar, çatlar... ve o gün belki de doğduğu andan itibaren red ettiği ve dışladığı dişil enerjisiyle buluşmak üzere bir yolculuğa çıkar.
Bu yolculukta sezgilerine güvenmeyi, karşılamayı, tutmayı, bilinmezde durmayı, cesur olmayı, merhametli, cesur ve esnek olmayı yeniden öğrenir. Aynı zamanda erilin dünyasından aldığı özellikleri de doğru yönlendirmeyi de öğrenir. Gerektiğinde disiplin kurmayı, yapılandırmayı dişil enerjiyle birleştirir. Buna Woodman dişil ve erilin evliliği der.
Bu kampta üç gün boyunca dişil enerjimizi gözden geçireceğiz. Bunu yazarak, enerjiyle çalışarak, renklerle, resimlerle çalışarak, dinlenerek, dinleyerek, paylaşarak yapacağız. Bir birimize alan tutacağız. Eril veya dişil, enerjimizi nasıl savurduğumuza, nerelere teslim ettiğimize, nelerden vazgeçtiğimize bakacağız. Neye ihtiyacımız olduğunu hissetmeyi öğreneceğiz. Kendimize yazdığımız hikayelerimizde hangi korku ve kaygıların bizim dengemizi bozduğunu keşfedeceğiz. Yeni bir hikaye yazabilmek için neleri aşmamız, kabul etmemiz, akışa bırakmamız gerektiğine, nelerle savaşmamız gerektiğine bakacağız. Yeni bir yolculuğa çıkmak için kendimizi hazırlayacağız. Kamptan ayrıldığımızda yeni yolculuğumuz başlamış, hikayemizin belki de ilk satırını yeniden yazmış olacağız.


Comments
Post a Comment